
Mükemmel Olmak Değil, Kendin Olmak
Herkes seni beğensin diye değişirsen, bir gün aynaya baktığında karşında kendini tanıyamayabilirsin.
İnsan, kabul görmek ve sevilmek ister. Beğenilmek, takdir edilmek, bir yere ait olduğunu hissetmek hepimizin ihtiyaç duyduğu duygulardır. Fakat bu ihtiyaç, zamanla kendi gerçekliğimizden uzaklaşmamıza neden olduğunda işler değişir. Başkalarının beklentilerine uyabilmek için düşüncelerimizi saklamaya, istemediğimiz şeylere “evet” demeye, olduğumuzdan farklı görünmeye başladığımızda fark etmeden kendi hayatımızdan uzaklaşırız.
Başlangıçta küçük tavizler gibi görünür bunlar. Bir ortamda dışlanmamak için sustuğun bir cümle, birini kaybetmemek için vazgeçtiğin bir düşünce, eleştirilmemek için sakladığın bir duygu… Zamanla bunların hepsi birikir. Bir gün dönüp hayatına baktığında, verdiğin kararların ne kadarının gerçekten sana ait olduğunu sorgulamaya başlarsın.
Çünkü sürekli kabul görmek isteyen insan, farkında olmadan kendi hayatının yönünü başkalarının ellerine bırakabilir.
“Bunu söylersem ne düşünürler?”
“Böyle davranırsam beni severler mi?”
“Yeterince başarılı görünüyor muyum?”
“İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor?”
Bu sorular hayatın merkezine yerleştiğinde insan kendi sesini duymakta zorlanır.
Oysa herkesin seni beğenmesini sağlamak mümkün değildir.
Ne kadar iyi niyetli olursan ol, seni yanlış anlayan biri çıkacaktır. Ne kadar başarılı olursan ol, yaptıklarını küçümseyen biri olacaktır. Ne kadar dikkatli davranırsan davran, seni eleştiren insanlar bulunacaktır. Çünkü herkesin hayata bakışı, beklentileri ve ölçüleri farklıdır.
Bu nedenle hayatını herkesin onayını kazanmak üzerine kurmak, daha en başından kazanılması mümkün olmayan bir mücadeleye girmektir.
Asıl soru şu olmalı:
“Ben nasıl biri olmak istiyorum?”
Bu soru, “İnsanlar beni nasıl görsün?” sorusundan çok daha değerlidir.
Çünkü insanların düşünceleri sürekli değişebilir. Bugün seni öven biri yarın seni eleştirebilir. Bugün yanında olan biri zamanla hayatından çıkabilir. Fakat bütün bunların arasında kendi hayatını yaşamaya devam edecek olan sensin.
Bu yüzden başkalarının gözündeki görüntünü düzeltmeye çalışmaktan önce, kendi içindeki insanı tanımaya çalışmalısın.
Hayatta yaptığımız en büyük hatalardan biri de değerli olabilmek için kusursuz görünmemiz gerektiğine inanmaktır.
Daha güzel görünmeliyiz.
Daha başarılı olmalıyız.
Daha güçlü durmalıyız.
Daha çok kazanmalıyız.
Daha fazla insan tarafından sevilmeliyiz.
Daha iyi bir hayatımız olmalı.
Bütün bunların sonunda kendimize görünmez bir görev yükleriz: Eksik görünme.
İşte insanı yoran çoğu zaman hayatın kendisi değil, sürekli olarak hayatının nasıl göründüğünü kontrol etmeye çalışmaktır.
İçimiz ağlarken gülümseriz. Yorulduğumuzda güçlü görünmeye çalışırız. Kırıldığımızda “önemli değil” deriz. Bir şey bizi rahatsız ettiğinde sırf sorun çıkmasın diye susarız. Yardıma ihtiyacımız olduğunda bile kimseye belli etmemeye çalışırız.
Sonra herkes bizi güçlü zanneder.
Ama kimse içimizde neler yaşandığını bilmez.
Oysa “yoruldum” diyebilmek zayıflık değildir.
“Bilmiyorum” demek başarısızlık değildir.
“Yanıldım” diyebilmek değersizlik değildir.
“Bunu istemiyorum” diyebilmek bencillik değildir.
Ve “Bugün iyi değilim” diyebilmek, insan olmanın en doğal taraflarından biridir.
Her zaman güçlü görünmek zorunda değilsin. Hayatın her döneminde aynı enerjide olamazsın. Bazı günler mücadele etmek, bazı günler ise sadece dinlenmek gerekir. Bazen sessiz kalmak, biraz uzaklaşmak ve kendini dinlemek de ilerlemenin bir parçasıdır.
İnsan kendisine izin vermediği duyguların yükünü uzun süre taşıyamaz.
Bu yüzden kendine karşı dürüst ol.
Gerçekten mutlu olmadığın halde mutlu görünmek zorunda değilsin. Bir ortamda bulunmak istemiyorsan bunu kabul edebilirsin. Bir ilişki seni tüketiyorsa sınır koyabilirsin. Herkesi memnun edemediğini fark ettiğinde suçluluk duymak zorunda değilsin.
Çünkü hayatındaki herkesin senden memnun olması, senin iyi bir insan olduğunun kanıtı değildir.
Bazen kendine sadık kalabilmek için birilerini hayal kırıklığına uğratman gerekebilir.
Bu, kötü biri olduğun anlamına gelmez.
Kendin olmak, aklına gelen her şeyi düşünmeden söylemek ya da çevrendeki insanları önemsememek değildir. Tam tersine, gerçek olmak insanın hem kendisine hem de başkalarına karşı dürüst olmasıdır.
Değişmek de bunun dışında değildir.
İnsan gelişir. Hatalarını fark eder, düşüncelerini gözden geçirir, davranışlarını düzeltir ve zamanla farklı birine dönüşür. Fakat önemli olan, neden değiştiğindir.
“Beni sevsinler diye değişiyorum” demek başka bir şeydir.
“Daha iyi bir insan olmak için kendimi geliştiriyorum” demek başka.
Birinde kendinden uzaklaşırsın, diğerinde kendine yaklaşırsın.
Bu ayrımı bilmek hayatını değiştirebilir.
Bazen kendine sessizce şu soruları sormak gerekir:
Gerçekten istediğim hayatı mı yaşıyorum?
Yoksa benden beklenen hayatı mı?
Kaç kez istemediğim halde yalnızca birilerini kırmamak için “evet” dedim?
Kaç kez güçlü görünmek uğruna ne kadar yorulduğumu sakladım?
Başarılı görünmek için gerçekten istediğim şeylerden vazgeçtim mi?
Kimse beni değerlendirmeseydi, hayatımda neyi farklı yapardım?
Bu soruların cevapları her zaman rahatlatıcı olmayabilir. Bazen insan kendi gerçeğini gördüğünde rahatsız olur. Çünkü yıllardır doğru sandığı bazı şeylerin aslında yalnızca alışkanlık olduğunu fark edebilir.
Belki peşinden koştuğun başarı gerçekten senin hayalin değildir.
Belki sürekli kalabalıkların içinde olmak istemiyorsundur.
Belki yıllardır herkesi memnun etmeye çalışmaktan yorulmuşsundur.
Belki “güçlü olmak” diye tanımladığın şey, aslında yardım istemekten korkmaktır.
Bunları fark etmek bir kayıp değil, başlangıçtır.
Çünkü gerçek huzur, kendinden kaçmayı bıraktığında başlar.
Sahte bir mutluluk, gerçek bir huzurun yerini tutamaz. İnsan dışarıdan ne kadar iyi görünürse görünsün, içinde sürekli bir eksiklik hissediyorsa bir şeylerin değişmesi gerekir.
Bir fotoğrafta mutlu görünmekle mutlu olmak aynı değildir.
Herkesin seni başarılı görmesiyle kendini başarılı hissetmek aynı değildir.
Kalabalıkların içinde bulunmakla gerçekten anlaşılmak aynı değildir.
İnsan bazen dışarıdan bakıldığında her şeye sahip gibi görünürken kendi içinde büyük bir boşluk taşıyabilir.
Bu nedenle hayatını yalnızca güzel görünen değil, sana da iyi gelen bir şekilde kurmalısın.
Belki seçtiğin yolu herkes anlamayacak.
Belki sınır koyduğunda bazı insanlar seni değişmiş olmakla suçlayacak.
Belki artık eskisi gibi herkesi memnun etmediğinde bazı ilişkilerin bitecek.
Bunlar hayatın doğal sonuçları olabilir.
Çünkü kendine yaklaştıkça, sana ait olmayan bazı şeyleri geride bırakman gerekir.
Seni gerçekten seven insanlar ise kusursuz olduğun için yanında kalmaz. Seni başarıların, görüntün veya sürekli iyi hissetmen üzerinden değerlendirmezler. Seni insan olduğun halinle tanırlar.
Hata yaptığında da seni tanımaya devam ederler.
Yorulduğunda da yanında olabilirler.
Her konuda aynı düşünmediğinizde de ilişkiniz devam edebilir.
Gerçek bağların içinde sürekli kendini kanıtlamak zorunda kalmazsın.
Bu nedenle hayatının hedefini herkesin hayran olduğu biri olmak üzerine kurma.
Kendine saygı duyabileceğin biri olmaya çalış.
Başkalarının alkışlayacağı bir hayat yerine, içinde huzur bulabileceğin bir hayat kur.
Kendini başkalarıyla yarıştırmak yerine kendi yoluna bak.
Hatalarını düzelt ama onların yüzünden kendinden nefret etme.
Eksiklerini kabul et ama onları kimliğinin tamamı haline getirme.
Değişmen gerekiyorsa değiş. Fakat bunu insanların sevgisini kazanmak için değil, kendi hayatını daha iyi bir yere taşımak için yap.
Bazen dağınık olabilirsin.
Bazen kırılabilirsin.
Bazen korkabilirsin.
Bazen yanlış karar verebilirsin.
Bazen ne yapacağını bilemeyebilirsin.
Bütün bunlar senin değerini azaltmaz.
Hayatın her gününün mükemmel olması gerekmiyor. Her gün verimli, mutlu, enerjik ve başarılı olmak zorunda değilsin. Bazı günler ilerlemek yerine durmak, düşünmek ve toparlanmak gerekir.
Kendine böyle günlerde de aynı değeri vermeyi öğren.
Çünkü sen yalnızca başarılı olduğun günlerden ibaret değilsin.
İyi göründüğün fotoğraflardan, kazandığın paralardan, sahip olduğun eşyalardan, aldığın övgülerden veya insanların senin hakkında söylediklerinden daha fazlasısın.
Sen bütün bunların ötesinde bir insansın.
Ve insan olmanın en güzel taraflarından biri, ne kadar uzaklaşmış olursa olsun kendisine geri dönebilmesidir.
Belki bugüne kadar başkalarının beklentileriyle yaşadın.
Belki çok fazla sustun.
Belki istemediğin halde birçok şeye “evet” dedin.
Belki güçlü görünmek uğruna kendi yorgunluğunu görmezden geldin.
Bunun için kendini suçlama.
Önemli olan artık fark etmiş olman.
Çünkü fark etmek, değiştirebilmenin ilk adımıdır.
Bugünden sonra kendine başka bir soru sor:
“Beni herkes beğenecek mi?” değil.
“Ben yaşadığım hayatın içinde kendim olabiliyor muyum?”
Cevap hayırsa, küçük de olsa bir şeyleri değiştirmeye başla.
Bir yerde sınır koy.
Bir konuda fikrini dürüstçe söyle.
İstemediğin bir şeye “hayır” de.
Yorulduğunu kabul et.
Yardım iste.
Kendine zaman ayır.
Ve gerektiğinde bazı insanların seni anlamamasına izin ver.
Çünkü kendini kaybetmemek, bazen herkes tarafından anlaşılmaktan daha önemlidir.
Hayatını insanların hayranlığı üzerine kurmak zorunda değilsin.
Herkesin seni sevmesi gerekmiyor.
Herkesin seni anlaması da gerekmiyor.
Senin ihtiyacın olan şey, kendinden kaçmadan yaşayabileceğin bir hayat.
Aynaya baktığında başkalarının görmek istediği kişiyi değil, gerçekten olduğun insanı görebilmek.
Eksiklerinle, hatalarınla, korkularınla, umutlarınla ve bütün çelişkilerinle kendini kabul edebilmek.
Bugün mükemmel olmaya çalışma.
Kendine dürüst ol.
Olduğun kişiyle barış.
Gelişmen gereken yerlerde geliş, bırakman gereken şeyleri bırak ve sana ait olmayan beklentilerin altında ezilme.
Çünkü gerçek özgürlük, herkesin seni beğenmesini sağlamak değildir.
Gerçek özgürlük, herkesin ne düşündüğünü kontrol edemeyeceğini kabul edip kendi hayatının sorumluluğunu yine de elinde tutabilmektir.
Ve bir gün aynaya baktığında kendine yabancılaşmamak için bugün kendinden vazgeçme.
Kendin olduğunda eksilmezsin.
Aksine, sana ait olmayan bütün maskeleri bıraktığında, uzun zamandır aradığın kişinin aslında hep orada olduğunu fark edersin.
O kişi sensin.
Ve olduğun halinle de değerlisin.
Sevgiyle
