Mehmet'in Kalemi · Ocak 8, 2026

Güneş, Herkese Aynı Işığı Dağıtıyor

Güneş, herkese aynı ışığı dağıtıyor. Sen gölgeden çıkmıyorsan, bunun sorumlusu sensin.

Bu cümle rahatsız edici. Çünkü teselli etmiyor. Okşayamıyor. Kimseyi masum ilan etmiyor. Tam tersine, sorumluluğu doğrudan sahibine bırakıyor. Işık orada. Hep vardı. Hâlâ var. Ama sen neredesin?

Bu yazı klasik bir motivasyon metni değil. “İstersen yaparsın” kolaycılığı yok. “Evren sana verir” romantizmi yok. Burada suçlama da yok ama kaçış da yok. Burada yüzleşme var. Çünkü insan, ancak yüzleştiği kadar özgürleşir.

Güneş, metafor değildir yalnızca. Hayatın kendisidir. İmkânlardır. Bilgidir. Zamanıdır. Enerjidir. Başkalarının sana sunduğu değil, zaten var olan şeydir. Gölge ise çoğu zaman kader değildir. Çoğu zaman öğrenilmiş bir duruştur. Bir alışkanlıktır. Bir kimliktir. Hatta bazen gururla taşınan bir mağduriyet madalyasıdır.

İnsan gölgede kalmayı seçer. Ama bunu seçtiğinin farkında değildir.

Çünkü gölge güvenlidir. Güneş yakar. Aydınlatır. Görünür kılar. Hataları, eksikleri, potansiyeli ortaya çıkarır. Gölge ise saklar. Güneş altına çıktığında artık “bilmiyordum” diyemezsin. “Gücüm yoktu” bahanesi çalışmaz. Çünkü ışık, sende ne varsa onu büyütür. Cesaretin varsa cesaretini, korkun varsa korkunu.

İşte tam bu yüzden birçok insan ışığa yaklaşmaz. Sorun tembellik değil. Sorun korkudur. Ama bu korku yüksek sesle söylenmez. Daha makul kılıflara sokulur: şartlar, insanlar, geçmiş, ekonomi, aile, ülke, sistem…

Hepsi kısmen doğrudur. Ama hiçbirisi belirleyici değildir.

Bilimsel olarak da böyledir. İnsan beyni, belirsizlikten hoşlanmaz. Tanıdık acıyı, bilinmeyen mutluluğa tercih eder. Buna “konfor alanı” denir ama aslında konforlu değildir. Sadece tanıdıktır. Gölge bu yüzden caziptir. Orada ne olacağını bilirsin. Hayal kırıklığı sürpriz yapmaz. Kendini aşmak zorunda kalmazsın.

Ama gelişim dediğimiz şey tam olarak buradan başlar. Işığa doğru atılan ilk adım, her zaman rahatsız edicidir. Çünkü eski kimliğin çözülmeye başlar. Sen artık “şartların kurbanı” değil, “seçimlerinin sonucu” olmaya yaklaşırsın.

Bu noktada zihin hemen itiraz eder. “Ama herkes eşit şartlarda değil.” Doğru. Güneş herkese aynı açıyla vurmaz. Aynı sürede vurmaz. Aynı ısıda vurmaz. Ama ışık yine de vardır. Ve mesele eşitlik değil, temas etmektir. Bir santimlik hareket bile gölgeyi değiştirir. Bu fiziksel bir gerçektir. Aynı zamanda zihinsel bir yasadır.

İnsan hayatındaki büyük dönüşümler, büyük kararlarla değil, küçük ama dürüst fark edişlerle başlar. “Ben burada kalmayı seçiyorum.” cümlesini ilk kez içinden geçirdiğin anda, gölgenin sana ait olduğunu anlarsın. Bu can yakar. Çünkü o ana kadar suçlayabildiğin her şey işlevini yitirir.

Ama tam da burada güç başlar.

Motivasyon çoğu zaman yanlış anlaşılır. İnsanlar motivasyonu bir duygu sanır. Oysa motivasyon bir sonuçtur. Öncesinde netlik vardır. Netlik olmadan motivasyon olmaz. Netlik şudur: Neredeyim, neden buradayım ve buradan çıkmak için neyi göze alıyorum?

Eğitici taraf tam olarak burada devreye girer. Davranış bilimi bize şunu söyler: İnsan, kendi hikâyesini nasıl anlatıyorsa ona göre davranır. Kendini “şanssız” diye tanımlayan biri, fırsatı fark etse bile risk almaz. Kendini “beklemede” gören biri, hareketi hep yarına erteler. Kendini “potansiyel ama anlaşılmamış” diye tanımlayan biri, sorumluluğu hep başkalarına bırakır.

Dil, kader değildir ama yön belirler. İç konuşman, yaşam pusulandır.

Bu yüzden bu yazı sana “yapabilirsin” demiyor. Daha zor bir şey söylüyor: “Bakabilirsin.” Kendine, seçimlerine, ertelemelerine, kaçışlarına… Gölgeyi suçlamadan görebilirsin. Çünkü gölge senin düşmanın değil. Sadece bir göstergedir. Işığın nerede olduğunu söyler.

Toplumsal olarak da gölgeyi seviyoruz. Çünkü gölgede kalabalık var. Işıkta yalnızlık ihtimali var. Kendi yoluna çıkmak, sürü psikolojisinden ayrılmak demektir. Bu da eleştirilme, dışlanma, başarısız olma ihtimalini beraberinde getirir. İnsan beyni, sosyal reddi fiziksel acı gibi algılar. Bu yüzden çoğu insan haklı olmayı değil, kabul edilmeyi seçer.

Ama kabul edilerek büyümezsin. Büyüme, risk ister. Risk, bedel ister. Bedel, bilinç ister.

Bu noktada eğitim sadece bilgi değildir. Eğitim, farkındalık kasını geliştirmektir. Kendini izleyebilme becerisidir. Ne zaman bahane ürettiğini, ne zaman korktuğunu, ne zaman gerçekten yorulduğunu ayırt edebilmektir. Yorulmak gerçektir. Ama her duruş yorgunluk değildir. Bazen sadece yönsüzlüktür.

Güneşe çıkmak, sürekli güçlü olmak demek değildir. Sürekli motive olmak hiç değildir. Güneşe çıkmak, sorumluluğu sahiplenmektir. Bugün küçük bir adım atabilirim demektir. Her şeyi değil, bir şeyi değiştirebilirim demektir.

Ve evet, bazen güneş yakar. Bazen denediğin şey olmaz. Bazen çıktığın ışıkta eksiklerin görünür. Ama bu kötü bir şey değildir. Bu veridir. Öğreticidir. Gölge sana bu bilgiyi vermez. Gölge sadece uyuşturur.

Bu yazıyı okuyan herkesin hayatında bir gölge alanı vardır. Ertelenen bir konuşma. Başlanmayan bir iş. Bitirilmemiş bir ilişki. Yarım bırakılmış bir potansiyel. Bunların hiçbiri utanç değildir. Utanç, bunu inkâr etmektir. Çünkü inkâr, değişimin düşmanıdır.

Cesaret, korkusuzluk değildir. Cesaret, korkuya rağmen hareket edebilmektir. Ve bu hareket çoğu zaman sessizdir. Kimse alkışlamaz. Kimse fark etmez. Ama sen fark edersin. Çünkü iç dengende bir şey yer değiştirir.

İleri görüşlü olmak tam olarak budur. Anlık rahatlığı değil, uzun vadeli saygıyı seçmek. Kendine olan saygıyı. Başkalarının beklentilerinden değil, kendi değerlerinden hareket etmek.

Bu yazının sonunda sihirli bir formül yok. Olmamalı. Hayat formülle çalışmaz. Ama net bir gerçek var: Işık orada. Senin için de, benim için de, herkes için de. Gölge kader değil. Konumdur. Ve konum değiştirilebilir.

Bu kolay bir yol değil. Ama gerçek bir yol.

Şimdi dürüstçe dur ve kendine şunu sor:

Hayatımın hangi alanında gölgede kalmayı ben seçiyorum ve bunun bana sağladığı gizli kazanç ne?

 

Sevgiyle